Sesini al götür istediğin kadar uzaklara; hep yanımdasın. Sen konuşunca bir portakal ağacından hoş bir esinti gelir kulaklarıma; duymaktan öte.

Bir civanperçemi mandalinaya selâm verir. Sen konuşunca bir portakal ağacından hoş bir esinti gelir kulaklarıma; duymaktan öte. Bir civanperçemi mandalinaya selâm verir. Güzellikten sessizce konuşurlar, kimse bilmeden. Ne zaman duysam sesini, bir babanın çocuğuna “seni seviyorum” diyemeyip battaniyesini örttüğü yüzü gelir; gözleri dolu. Annenin de hiç çaktırmadan kapıyı aralaması.

Sen ne zaman konuşsan, büyür bir gelincik bende. Yüksek bir tepeninde tepesinde, yalnızlığına hiç aldırış etmeden büyüyen o nazlı çiçek. Bir çoban yanaşır yanına kavalıyla, ay tanrıçasına çaldığı şarkıyı, bir çiçeğe uyarlar. Sesin, o notadan da sihirlidir.

Sokakta bir ses duyarım bazen. Tanıdık gelir, çay kaşığının hızı şeker için fazladır o zamanlar. Zaman, o çayı birlikte, o masada içtiğimiz gün kalmıştır. Zaman kalır bazen, herkes gider zannetse de. Sesin, o zamanın içinde yine benimledir.

Bir ağaca ne zaman sarılsa bir insan, seslenir ağaç ona, “Ben de canlıyım senin gibi.” İşte, seslendiği o an, dünyaya bir sihir eklenir. Sihire ne aşılarsan onu verir karşısındakine. Bazısına sevgi, kimine nefret. Senin sesin, sihirlerin en güzelidir. Sen ne zaman yazsan bir papatya hile yapar yapraklarında, fallar hep seviyor olur.

İnsan diyorum ki; “En çok sevdiği sese koşar.” Olmaz da koşar; olur da kaçar; olasılık her ne kadar çoksa yine de koşar ve kaçar. Senin sesin de hep benimle yaşar. Yaşamak, sesindir. Eksiltirken çoğaltan.

Ses bu dünyada bir kez doğduysa artık ölümsüzdür. Sen ne zaman konuşsan yerin kalbimin göğüdür.